Özet: (1) Hükümet, millet değildir. Bu nedenle kendi kararlarını milletin kararları olarak dayatamaz. (2) "Suç"u kendi çıkarına göre tanımlayabilecek tek bir sınıf vardır: Yönetici sınıf. Halk tarafından denetlenmediğinde bu durumu istismar etmesi kaçınılmazdır.
Yönetici sınıf tarafından sıkça dillendirilen "suç", "tehdit", "güvenlik" kavramları acaba herkesçe kabul görmüş tek ve belirli bir anlamda mı kullanılıyor? Yoksa bu kavramların biri "yurttaş" merkezli, diğeri "devlet" merkezli iki yorumu mu var?
İdeal yönetilen bir toplumda "suç" olarak tanımlanan şey hem devlet hem de yurttaş açısından aynı anlamı ifade edebilir. Ancak gerçek hayatta devlet eşittir yurttaş değil; devlet eşittir hükümet olarak algılanmaktadır. Hükümetin çıkarının yurttaşın, yani halkın çıkarıyla aynı olacağının hiçbir garantisi olmadığı için çoğu kez, mantıklı bir yurttaşın suç olarak görmeyeceği durumlar devlet açısından suç olarak tanımlanmaktadır. Adaletin terazisi bu temel çarpıklıktan dolayı vicdanlara ters düşen kararlar alabilmektedir. Hatta bazen yargılamaya bile gerek görmeksizin, yönetici güçler kendi kendilerine hüküm verebilmektedirler. 1 Mayıs'ta Taksim'de polis gücünün kullanılışı bu yargısız infaz durumuna en güncel örnektir.
Devletin yönetici sınıfı, yani hükümet, Türkiye'de taş çatlasa birkaç bin kişiden ibarettir. Elbette seçimle işbaşına geldikleri için meşrudurlar. Ancak bu meşruiyet nereye kadardır? Partilerin milletvekili adayları en tepedeki elit bir zümre tarafından tespit edilmektedir. Seçmenin yaptığı oy pusulasındaki birkaç seçenekten birini tercih etmekten ibarettir. Sistemin sakatlığı bu kadar belli olmasına rağmen yıllardır böyle devam etmesi, halk kitlelerinin isyan etmemesi, herhalde alışkanlığın ve "başka türlü olsa ne değişir?" düşüncesinin eseri olsa gerektir. "Başka türlü olsa ne değişir?" Mevcut çarpık sistemi yadırgamayan insanların, "İslam devleti olsak ne olur, seksen sene laiktik de ne oldu?" diyerek kendini bir takım güç odaklarının yönlendirmesine bırakması hiç de zor değildir. Tutarsızlığa alışmış bir toplumun direnç mekanizmaları kaçınılmaz olarak zayıflar.
En tepede onlu sayıda kişiden ve toplamda birkaç bin kişiden ibaret olan "hükümet", hükümettir; millet değil. Aldığı kararlar "hükümetin kararları", iradesi "hükümetin iradesi"dir; "milletin iradesi" değil. Yüzde kaç oy almış olursa olsun halktan apayrı bir sınıftır, kaçınılmaz olarak kopuktur ve yönetime alıştıkça daha da kopar; çıkarları daha da başkalaşır. Zaten bu nedenle yöneticiler sürekli denetlenmeli, kararları sorgulanmalıdır. İnsanlar genelde sorgulanmayı istemez. Hükümet de öyle. Hükümet, otoritesini sağlamlaştıracak tedbirler alır. Hükümeti tehdit eden şeyler suç olarak görülür. Kavramlar böyle tanımlandığında ise, sistem artık demokrasi değil, oligarşidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder