16 Mayıs 2008 Cuma

Suç ve Ceza

Özet: (1) Hükümet, millet değildir. Bu nedenle kendi kararlarını milletin kararları olarak dayatamaz. (2) "Suç"u kendi çıkarına göre tanımlayabilecek tek bir sınıf vardır: Yönetici sınıf. Halk tarafından denetlenmediğinde bu durumu istismar etmesi kaçınılmazdır.

Yönetici sınıf tarafından sıkça dillendirilen "suç", "tehdit", "güvenlik" kavramları acaba herkesçe kabul görmüş tek ve belirli bir anlamda mı kullanılıyor? Yoksa bu kavramların biri "yurttaş" merkezli, diğeri "devlet" merkezli iki yorumu mu var?

İdeal yönetilen bir toplumda "suç" olarak tanımlanan şey hem devlet hem de yurttaş açısından aynı anlamı ifade edebilir. Ancak gerçek hayatta devlet eşittir yurttaş değil; devlet eşittir hükümet olarak algılanmaktadır. Hükümetin çıkarının yurttaşın, yani halkın çıkarıyla aynı olacağının hiçbir garantisi olmadığı için çoğu kez, mantıklı bir yurttaşın suç olarak görmeyeceği durumlar devlet açısından suç olarak tanımlanmaktadır. Adaletin terazisi bu temel çarpıklıktan dolayı vicdanlara ters düşen kararlar alabilmektedir. Hatta bazen yargılamaya bile gerek görmeksizin, yönetici güçler kendi kendilerine hüküm verebilmektedirler. 1 Mayıs'ta Taksim'de polis gücünün kullanılışı bu yargısız infaz durumuna en güncel örnektir.

Devletin yönetici sınıfı, yani hükümet, Türkiye'de taş çatlasa birkaç bin kişiden ibarettir. Elbette seçimle işbaşına geldikleri için meşrudurlar. Ancak bu meşruiyet nereye kadardır? Partilerin milletvekili adayları en tepedeki elit bir zümre tarafından tespit edilmektedir. Seçmenin yaptığı oy pusulasındaki birkaç seçenekten birini tercih etmekten ibarettir. Sistemin sakatlığı bu kadar belli olmasına rağmen yıllardır böyle devam etmesi, halk kitlelerinin isyan etmemesi, herhalde alışkanlığın ve "başka türlü olsa ne değişir?" düşüncesinin eseri olsa gerektir. "Başka türlü olsa ne değişir?" Mevcut çarpık sistemi yadırgamayan insanların, "İslam devleti olsak ne olur, seksen sene laiktik de ne oldu?" diyerek kendini bir takım güç odaklarının yönlendirmesine bırakması hiç de zor değildir. Tutarsızlığa alışmış bir toplumun direnç mekanizmaları kaçınılmaz olarak zayıflar.

En tepede onlu sayıda kişiden ve toplamda birkaç bin kişiden ibaret olan "hükümet", hükümettir; millet değil. Aldığı kararlar "hükümetin kararları", iradesi "hükümetin iradesi"dir; "milletin iradesi" değil. Yüzde kaç oy almış olursa olsun halktan apayrı bir sınıftır, kaçınılmaz olarak kopuktur ve yönetime alıştıkça daha da kopar; çıkarları daha da başkalaşır. Zaten bu nedenle yöneticiler sürekli denetlenmeli, kararları sorgulanmalıdır. İnsanlar genelde sorgulanmayı istemez. Hükümet de öyle. Hükümet, otoritesini sağlamlaştıracak tedbirler alır. Hükümeti tehdit eden şeyler suç olarak görülür. Kavramlar böyle tanımlandığında ise, sistem artık demokrasi değil, oligarşidir.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kanaltürk'ün satılışı

Medyada iktidara karşı en cesur muhalefeti yapan yayın organı Kanaltürk, 12 Mayıs 2008'de 30 milyon dolara Koza İpek Holding'e satıldı. Koza Holding sahiplerinin Fethullah sempatizanı olduğu biliniyor.

Kanaltürk'ün kurucusu Tuncay Özkan satış nedeniyle ciddi eleştiriler aldı. Savunduğu ilkelere ters düşen bir iş yaptığı düşünüldü.

Kanaltürk ve Tuncay Özkan'ın öncülük ettiği "Biz kaç kişiyiz" hareketi alay konusu oldu.

Tuncay Özkan aylardır devam eden mali sorunlar nedeniyle kanalı satmak zorunda kaldığını, aksi takdirde zaten haciz ile haraç mezaç satılacağını söyleyerek kendini savundu. Öte yandan bazılarınca kanalın yayın politikasını değiştirmeyecek "sosyal demokrat" görüşlü bir sermayeyi neden tercih etmediği soruluyor. Farklı iddialar nedeniyle kesin bir yargıya varmak kolay değil.

Gerçek olan şu ki televizyondan bir muhalif kanal eksildi.

01 Mayıs 2008 Perşembe

1 Mayıs 2008

Ne olurdu 1 Mayıs Taksim'de kutlansaydı? PKK yandaşı gösterilerde bile uygulanmayan şiddet 1 Mayıs'ı kutlamak isteyenlere neden reva görüldü? Polislerim, bu defa ilk taşı siz attınız gibi geldi bana. İnsan alışınca neler yapmaz. Alıştırdılar sizi emre itaate. Hepimiz alıştık aslında her şeye. Peki tüm bu 1 Mayıs olayından akılda ne kalacak? Bir fotoğraf. Ortada tazyikli suya maruz kalan bir avuç eylemci, kenarda onları görüntüleyen kameraman ordusu. Her şey bir gösteri, her şey anlamsızlaşmış ve yalan.

27 Nisan 2008 Pazar

Hüseyin Üzmez

Vakit Gazetesi yazarı, 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez, Bursa'nın Mudanya ilçesi'nde 14 yaşındaki B.Ç.'ye tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındı.

Hüseyin Üzmez kimdir?

Hüseyin Üzmez, ilk silahlı sağ eylemcisi. 22 kasım 1952 tarihinde, lise son sınıf öğrencisiyken, ‘‘Allah düşmanı’’ dediği Vatan Gazetesi sahibi ve başyazarı ahmet Emin Yalman'a 6 el ateş etti, ‘öldü' diye bıraktı. ‘‘Öldürmeye teşebbüs’’ suçundan 10 yıl tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra lise ve hukuk fakültesini bitirdi. Özal hükümetinde sağlık bakanı Mehmet Aydın'ın özel müşaviri oldu. Milliyetçi Çalışma Partisi'nin genel başkan adayı oldu. "Can Pazarı" adlı aşk romanının aynı zamanda kahramanı olan Hüseyin Üzmez, üniversite öğrencisi ile yaşadığı aşkı romanlaştırdı.

Halen serbest avukat olarak çalışmakta ve Anadolu'da Vakit gazetesinde günlük yazılar yazıyor.

Vakit Gazetesi: Yayın politikası her türlü haberi bir şekilde Allah'a, dine ve peygambere bağlamak olarak özetlenebilecek gazete.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Pippa Bacca

Pippa Bacca barış için İtalya'dan Filistin'e bir yolculuğa çıkmıştı. Beyaz bir gelinlikle yürüyerek ve otostop çekerek ilerliyordu. Yabancı bir kadın, beyaz bir gelinlikle, otostop çekerek Türkiye'yi bir uçtan diğerine kat edebilir miydi? Hayır. Bu idealist kadın Türkiye'ye kadar yolculuğunu sorunsuz bir şekilde sürdürmüşken maalesef Gebze'de tecavüze uğradı ve öldürüldü.